bu kadar zalim olmayın, zulmetmeye bir son verin acılar

sol elini beline koyarak sağ ayağını basamağa atıp, sol ayağını da her defasında sağ ayağının yanına çekerek merdivenlerden yavaşça indi. evin beton meydanına atılmış çikolata ambalajını ve yırtılmış karton parçasını ağır ağır eğilerek yerden topladı. kalkarken beli takılacak gibi oldu. hafif inleyerek doğruldu. elindekileri az ileride bulunan çöp kutusuna attı. etrafına bakındı. sanki bir çocuk görse ona kızacak gibiydi. yaşlılıktan mı kızacaktı onlara? yoksa varoluşsal bir aksilik miydi, onunkisi? ellerini başörtüsünün iki ucuna atıp bozarak, tekrardan sıkıca birleştirdi boynunun altında. ne zaman takmaya başlamıştı bu baş örtüsünü? aklına bir şeyler sadece gelmekle kalıyordu. önemi yoktu. bahçeye yürüdü.
girişteki gül ağacına takıldı gözü. tomurcuklanmaya başlamıştı güller. ‘birkaç aya kalmaz çıkıverirler’ dedi. gülün alt dallarına bağlanmış kırmızı bir kurdele gördü.hafif eğilmişti kurdeleyi daha iyi görebilmek için ya da gördüğünün kurdele olduğuna emin olabilmek için. hiç kımıldamadan durarak kurdeleye baktı. biraz düşündükten sonra hatırladı. yıllar önce bir hıdrellez gününde allah’ın oğluna ve gelinine bir evlat, kendisine de ilk torununu vermesi için dilek tutarak bu güle bağlamıştı, kırmızı kurdeleyi. bir an için gözyaşları, göz kapaklarının dışına çıkmaya çalıştı. sonra titreyerek içeri kaçtılar. en son ne zaman ağlamıştı? işte bunu biliyordu. oğlu otuz yaşında öldüğünde. o zaman elli dört yaşındaydı. aradan tam on dört yıl geçmişti ve o hala yaşıyordu. allah’ın işine karışmak olmazdı lakin on dört yıldır bıkmadan, usanmadan her gece ‘benim de canımı o da kurtulayım allah’ım’ diye dua ediyordu.  ve on dört yıldır sesini duyuramıyordu. küçük oğlunun çocuğu da olmamıştı. acaba kurdeleyi çok aşağı taktığından, görmemiş miydi, hıdır ve ilyas? ya da sınanıyor muydu, gerçekten? yoksa… bunun için biraz geç kalmıştı. hem ucundayken artık hayatın, bilinen bütün gerçekleri yıkmaya gücü de yoktu. olsa da yapamazdı. o, buydu. Böyleydi.
Yorum Gönder