bir romanesk deney

sosyalizm, felsefesi itibariyle iradeci (volantirisit) bir düzendir. aşağıdan yukarı yıkılan sistem yukardan aşağıya inşaa edilecektir. geriye doğru bakınca temel sorunlardan biri şudur; binlerce yıldır sınıflı toplumda yaşamış insanları nasıl bir yol ve yöntemle değiştirip, dönüştüreceğiz? burada somut örnek; değişme ve dönüşmedeki yetmiş yıllık sosyalizm deneyimidir.

sovyet örneğine bakıyoruz: stalin 1952-53 yıllarında yazdığı son yazılarında yaklaşık olarak şöyle der; ''küçük meta üretimini dahi denetim altına aldık. burjuvaziyi sınıf olarak tarihten sildik. ve artık sovyetlerde geriye dönüşün maddi zemini kalmamıştır''
stalin, bunu devrimden tamı tamına 36 yıl sonra söylüyor.
bu sosyalizmi ekonomiden ibaret sayan bir anlayış değil
midir?
bunun anlaşılır yanı olabilir. aslında bu noktada deneyimsizlik sorunu yaşanıyor. yani binlerce yıllık bir sistemi yıkıyorsun ve önünde bir deney yok. ne yaparsan sen yapacaksın. emsali yok. bu günden bakınca önümüzde somut gerçekler var. bir toplum sadece iradi yöntemlerle 36 yılda bir bütün olarak değişmez, değişemez (sosyologlar buna 'toplum mühendisliği' der). belki moskova'dan bakılınca böyle ama sovyet vatanının bütününün sosyalizmden haberi yok. 70 yıl sonra hala feodalizmi yaşayan halkların sayısı hiç az değil. sadece tabela değişmiş.
buradan ne çıkarılır? iktidarı aldık, burjuvaziyi yıktık, eh ekonomiyi de devletleştirip burjuvazinin köküne kibrit suyu döktük mü iş tamam. biraz böyle anlaşılmış. oysa sosyalizm insan demek. yani insanı merkeze alacaksın. ağacı yeşertip çiçek açtıracaksın. her anlamda böyle olacak. ekonomiyi devrimin zoruyla kolektifleştirirsin ancak bu kolektifi sonuç olarak elindeki insan malzemesine bırakacaksın. peki insanın ne durumda?

iktidarı, inanmış, yeti sahibi belli sayıda devrimci ile ele geçirebilirsin. bu profesyoneller örgütü, iktidarı alır. peki ya sonra? sayısal olarak sen hala azınlıktasın. sen inanmış, birikimli insanlar toplamısın. ne varki toplumun büyük çoğunluğu eski düzenin kafa yapısına, kültürüne, alışkanlığına sahip. bu devasa meseleyi hızla ve yönergelerle ve dahi zorlamalarla değiştirmeye kalkarsan; olmaz. bugün 'stalin zulmü' hikayeleri dinliyorsak nedenlerinden biri de budur. hızlı kollektifleşme, sosyalizm uygulamalarına muhalefet veya direnç sonuç olarak gulagları yaratmak zorunda kalmış. üstüne ikinci paylaşım savaşı zorlukları, ihanetler de cabası. alın size 'stalin zülmü'.
derinlemesine: stalinin bu nesnelikte bir açmazı deneysizlik. iki seçeneği vardı. aşırı yüklenmeyi yavaştan alacak, özellikle orta sınıfa uzun süre dokunmayacak ya da dümdüz devam edecek. (bunları şimdi rahat yazıyoruz tabii, ancak bizimki eleştirmekten çok anlama çabası) bir yandan da emperyalizmin her türlü komplo ve saldırılarına karşı sovyet vatanını koruma derdi var. ya da troçki'nin önerisine dönecek! sürekli devrim. bu kuşatma, birikim ve deney yoksunluğu görünen o ki stalin'i volantrizme yöneltir.
evet, ekonomik alanda müthiş gelişme var. sanayi dev adımlarla ilerliyor. savaşın yaraları hızla sarılıyor. hatta uzay teknolojisinde emperyalistlerle başbaşasın. stalinin başarıları elbette önemlidir. ancak 'hayat sonuçtur'. sonuç gorbaçov'dur. sorunun ekonomik boyutu böyle.
peki bu ekonomi nasıl bir insan tipi yaratmıştır? sosyalist insan yaratma ayağı ekonominin gerisinde kaldığından ortaya çıkan; kolektife yabancılaşmış, tembel, idealleri olmayan bir proleterya. ( bir dönem uygulanan 'emek kahramanlığı, maddi teşvikler' bir süre sonra dejenere olmuş)
elbette sorun tek başına ekonomi değil. sosyalizmin siyaseti ne durumda? bu noktada da durum hiç iç açıcı değildir.yine bu noktada sosyalist demokrasi tartışması başlar. doğal olarak iktidarda tek parti var. buna tamam. ancak bu şu anlama gelmez; tek parti tek düşünce. burjuvazi dışında bütün görüş ve düşünceler bir şekilde kendini ifade edecek. iktidar alındığı anda bir çok ara sınıf ve katman varlığını sürdürmektedir. yok saymakla bir şey yok olmayacaktır. ve her sınıf kendini bir şekilde ifade etmek isteyecektir. ideolojik birlik olsa olsa komünist parti'nin kendi iç tartışması olabilir. ancak tüm topluma daha baştan ideolojik birlik dayatmak sorunludur.

sovyet deneyinde 'sosyalist demokrasi' nasıl ele alınmıştır? devrim öncesi kabul edilebilir olan 'merkezi yan ağır basar' perspektifi devrim sonrasında aynı merkezilikte ve katılıkta devam ettiğinde politika denen şey sadece politbüroya ve giderek tek insana indirgenir. kişi kültü tartışması hiç de yabana atılacak bir sorun değildir. sovyetler dönemi yayınlarını okuduğumuzda çok sık gördüğümüz tablo abartısız şudur; delege yoldaş söz alır ve iki paragraf stalin yoldaşa övgüler düzer. elbette devrimci önderliğe sevgi ve saygı bir değeri ifade eder. burada sorun her şeyi tek bir öndere bağlamaktır. abartının acısını iyi biliriz. nitekim iki paragraf övgü ile konuşmaya başlayan o yoldaşlar stalin öldükten hemen sonra stalin'e ilk saldıracak olanlardır. kaba volontarizmin sonucu budur. öte yandan sosyalizm ütopyasında donanımlı, bilinçli, duyarlı, fedakar proletarya yaratma hedefi yerini kendi aralarından boğuşan nomenklaturalara bırakmıştır. yukarıda kendi aralarında boğuşan nomenklaturalar dışında koca toplum apolitiktir. toplumun politik refleksi kalmamıştır. koca koca sosyalist ülkelerde bir tek anti-emperyalist kitle gösterisi hatırlayanınız var mıdır? örneğin vietnam savaşı yaşanırken.

sbkp kongreleri sadece bir kaç politbüro üyesinin sunduğu politik raporların tereddütsüz onayladığı yapılmasa da olacak bir prosedürdür. parti içinde tartışma, üretkenlik, canlılık ve yaratıcılık yerini bezgin, bıkkın, konum-kariyer kaygısına düşmüş ortama bırakmıştır. iradeci ve aşırı merkeziyetçi tarzın kültüre, sanata bakışı nedir? hayatın her alanında olduğu gibi sanatsal üretime de yine aynı bakış egemendir. sanatçıların düş dünyası politbüronun ufkuyla sınırlıdır. talimatla sanat yapma süreci yaratıcılığı köreltmiştir. bu nedenle bir çok sanat insanı muhalif olma gerekçesiyle baskı ile karşılaşmıştır. maleviç sürülmüş, zamyatin yok sayılmış, gorki sorunlar yaşamış gibi gibi... ve solyenistsin bu ortamda batının desteğini kazanmış. olayın değişik yanlarına da bakabiliriz. örneğin spor. kapitalist sistemle her alanda yarışma adına spor, spor olmaktan çıkmış, sosyalist dünya sporcuları adete (kapitalist dünyada da böyle ama bizi bağlayan onlar değil) birer 'zafere' koşullanmış makinalar haline gelmiştir. entellektüel dünya durağanlaşmış, 'aman partinin dışında bir şeyler söyleriz' kaygısı tam bir riyakar, kendi olmayan, asıl düşündüğünü ifade etmeyen bir biçime dönüşmüştür. kaba volantirizmin egemen olduğu her işleyişte sorunlar aynıdır.

enternasyonalizm sosyalizmin temelidir. biz gördük,yaşadık. sosyalist dünyanın bu konudaki örnekleri içler acısıdır. dayanışmanın yerini pragmatizm almıştır. 12 eylül cuntasını ilk tanıyanın sosyalist arnavutluk olmasına ironi mi? trajedi mi? ne demeliyiz?

sonuç olarak; geliştirilebilir ve şu ana kadar tam anlamıyla deneyselleştirilememiş bir şeyin ütopik olmasından bahsetmek abesle iştigal eder ve popülist-eleştirel dimağlarda, beyhude bir zekavet gıdıklanmasından öteye gitmez.
umutsuzlukta umut vardır. sosyal kalın.
Yorum Gönder